Alevilikte Hukuk ve Ahlak


Hukuk;toplumsal yaşamı düzenleyen, maddi yaptırımı olan kurallar bütünü olarak tanımlanır. Toplumsal yaşamı düzenleyen başka kurallar da vardır, ahlak kuralları gibi, din kuralları gibi. Hukuk bu kurallardan"yaptırım" unsuru ile ayrılır. Toplumsal yaşamın sürmesi için mutlaka ihlal edildiği zaman, kuralı ihlal eden kişiye maddi bir yaptırımın uygulanması gerekliliği ileri sürülür. İşte bu nedenledir ki: Hukuk Fakültelerine yeni başlayan öğrencilere Hukuk Başlangıcı derslerinde ilk olarak bir Latince deyim öğretilir."Ubi societas ibi ius". Yani nerede bir insan topluluğu yaşıyorsa orada hukuk vardır.


Hukuk kurallarının kaynağı konusunda çok çeşitli teoriler vardır. Topluluk halinde yaşayan insanlar çeşitli gereksinimler karşısında bir araya gelerek bir sözleşme yapmışlar ve tüm topluluk üyelerinin sözleşmenin hükümlerine uyma kararı almışlardır. İşte ilk hukuk kuralı böylece oraya çıkmıştır. Yani hukuk toplumsal bir sözleşmenin eseridir. Hukuk kurallarına uyulup uyulmdığını denteleyen ve yaptırımları uygulayan burada bizzat o topluluk üyelerinin kendileridir. Topluluklar topluluklara eklenince, toplumdaki insanların üretenler ve üretmeyenler olarak çıkarları büsbüün farklılaşınca, kuralları artık çok büyük topluluklar için uygulama durumu ortaya çıkınca kişilerin dışında o kuralları uygulayacak bir başka mekanizma kendisini var eder ki bunun adı devlettir. Devlet o toplumsal birlikteliğin dışında, ona yabancı bir güçtür. Devletin maddi yaptırıma bağlanmış kuralları hukuk olarak varlığını sürdürür.


Burada toplumun kendisi tarafından konulup, yine bizzat toplulukca yaptırıma bağlanan kurallar vardır ki bu kuralları devlet erkinin kurallarından ayırmak için "hukuk olmayan hukuk kuralları" olarak adlandırmak yerinde olur. İşte Alevilere özgü hukuk sisteminin ve hukuk kurallarının özelliği, niteliği bu şekildedir. Burada kuralı koyan ve yapırımı uygulayan bizzat topluluğun kendisidir.Roma hukukundan kalan "nerede bir toplum varsa orada hukuk vardır" kuralı özgür, bağımsız ve merkezi otoriteyi reddeden ve kendi varlığını kendi iradesiyle varkılan alevi toplumu için de geçerli olmuştur.

ALEVİ HUKUKUNUN KÖKENİ


Alevilerin içinde yaşadıkları Osmanlı hanedanına rağmen ayrı bir hukuk sistemi yaratmaları nasıl gerçekleşebilmiştir, neden gerçekleşebilmiştir? Daha açıkça soracak olursak Alevilerin ayrı bağımsız, özgün bir hukuk sistemi yaratmış olmalarının nedeni nedir? Bu sistemi ortaya çıkaran (doğuran) ve yaşatan koşullar nelerdir?


Alevilik öğretisi Osmanlı devleti tarafından "sapkın bir inanç" olarak nitelenmiş ve mensuplarının katledilmeleri yönünde Osmanlı'nın en yüksek dinsel şahsiyeti olan Şeyhülislamlar eliyle birçok fetva verilmiştir.


Osmanlı'nın resmi dinsel anlayışı olan şeriata göre "aleviler kafir ve mülhiddirler". Onlar namaz kılmyarak, oruç tutmayarak, hacca gitmeyerek, şarap içerek, inançlarını kadınlı erkekli cem toplantılrında saz çalıp semah dönerek yerine getirdikleri için şeriat hükümlerini açıkca çiğnemektedirler. Bu nedenle şeriata uymayan, dinden sapan bu topluluğun dağıtılması ve yeryüzünden silinmesi şeriatın emirleri gereğidir. Osmanlıya göre Aleviler öyle insanlardır ki bunların durumu şeriat nazarında Hıristiyanlardan daha kötüdür. Bir Hıristiyanın tövbe edip Müslümanlığa geçmesi mümkün iken alevilerin tövbesi dahi kabul olunmaz.


Osmanlı devleti alevlere yönelik olarak sistemli bir baskı ve kıyım politikası izlemiştir. Osmanlı resmi tarih yazıcıları olan Vakanüvislerin eserleri dahi göstermektedir ki Alevilere uygulanan zulüm Engizisyon işkencelerini aratacak ölçüdedir.


Şunu saptamak gerekir ki Aleviler; Alevilere özgü, ayrı varolan hukukun dışında ve bütünüyle ona yabancı bir hukuk sistemi yaratarak yaşamlarını devam ettirmişlerdir. Dışlanmışlık karşısına merkezi otoritenin hukuk sistemini dışlayarak birbirinden bağımsız çok farklı yerelliklerde de olsa ögeleri büyük ölçüde birbirine benzeyen bir hukuk sistemi ortaya çıkmışlardır.

AYRI BİR HUKUK


Toplum kendisini varetmek için birçok kural geliştirmiştir. Bu kurallar kuşkusuz onlarca yıllık deniyimlerin sonucu olarak adeta imbikten süzülerek ortaya çıkmıştır. Bunlar rastgele konulmuş değil, sağlam esaslı kurallardır.


Alevilikteki kuralların esasını/amacını toplumun bir bütün olarak sağlıklı bir biçimde kendisini varetmesi, tehlikelerden, çürüme/çözlme ve aşınmalardan uzak tutulması oluşturur. Sözkonusu olan toplumsal yaşamın devamı olduğu için her birey bu konuda azami bir hassasiyet göstermek durumundadır. Bu kuralın emrediciliğinden öte bireyin sorumluluğundan doğar. Alevi hukuku tümüyle ayrı, özgün ve kendisine has bir hukuktur. Alevi hukuku bir varoluş kuralları bütünüdür. Sistemli bir tehdit ve baskı altında bulunan toplumun mutlak bir huzur, barış, kardeşlik ve dayanışma içerisinde bulunması esastır. Bu nedenle de kurallar kavgnın, çekişmenin, toplumda huzursuzluğa, bozgunculuğa yol açacak kin, düşmanlık, dedikodu, çekiştirme olmamsını sağlamay yönelmştir. Dayanışma için bencilliği ortadan kaldırmak gerekir. Alevilerde "benlik" lanetlenmesi gereken kötü br özellik olarak görülür. Ve bir kişinin ğızından kazara ben sözü çıkarsa kişi hemen "benliğe lanet" diyerek sözlerini düzeltir. Toplumsal dayanışmayı "benliğin", "nefis" bozacağı düşünülür. Kurallar bir bakıma "nefsin"in terbiyesini amaçlar. Bu nedenle toplumdaki her canın hoşgörülü ve alçakgönüllü olması istenilir.

ALEVİ HUKUKU KAVRAMI


Alevi toplumunda yürürlükte olan, uygulanan hukuk sistemini salt DÜŞKÜNLÜK olarak adlandırmak eksik ve yanlış olur. Kısaca Alevi Hukuku olarak adlandırabileceğimiz bu sistem düşkünlük kurumu da dahil toplumsal yaşamın devamını sağlayan birçok kuraldan meydana gelir. Bu kurallar soyut, o toplumun dışında başka bir irade tarafından dayatılan ve topluma yabancı olan kurallar değildir. Tersine maddi hayatın devamı için zorunlu ve bizzat toplumun kendisinin deneyimleriyle, kollektif belleğiyle koyduğu kurallardır.

ALEVİLİKTE TOPLUMSAL SÖZLEŞME SÖZ VERME : İKRAR İLE YOLA GİRME VE SÜREKLİ OLARAK İKRARA BAĞLI KALMA


Sorgulanan, alevi hukukunun denetlediği budur. Kaynağını buradan bir tür toplum sözleşmesinden alır. Topluluğu oluşturan tüm canlar ikrar verdiklerine göre br büyük toplumsal anlaşma yapılmış demektir. Bu anlaşmaya uymak her canın hem görevi hem de sorumluluğudur. Gerçekten de buada yola kişi kendi isteğiyle girdiği için anlaşmanın irades ile bir tarafını oluşturur. Alevi hukuku bağlayıcılığını kişinin özgür iradesinden alır. O büyük iradeye -kişi eğer o toplulukta yaşamak istiyorsa- katılmama şansı yoktur. Zaten hiç bir can da yola girmemezlik yapmaz/yapamaz.

İKİ CAN BİR CEM


Alevilikte alevi öğretisinin, alevi erkanın gerekleri cem adı verilen büyük toplantılarda yerine getirilir. Alevi inancı bireysel tapınmayı kabul etmez. Yaşlı genç, kadın erkek tüm o yerelde bulunan canların katılımı ile cemler düzenlenir.Alevilerde cem toplumun varlık merkezi işlevi görür. Orada topuma ilişkin, insana ilişkin, hayata ilişkin her şey, her türlü sorun, her konu konuşulup tartışılır. Tüm insanlar eşit birer üye olarak bu mecliste yerlerini alıyorlar. Kararlar. Cem kollektif iradenin ürünü olur. Sanıldığının aksine cemin inançsal işlevi toplumsal işlevinin yanında çok küçük bir bölümünü oluşturur. Alevi öğretisinin bütününde olduğu gibi cemde de yaşamsal/dünyasal faaliyetler yargılanır, sorgulunır, karara bağlanır.Alevi hukuku yaptırımlarını cemlerde işletir. O nedenledir ki alevilikte cem bir yargı kurumudur.Aleviler kendilerinin "katlini vacip" gören Osmanlı şeri makamları ile her türden ilişkileri kesilmiş durumdadırlar. Yargı/sorgu cemde tüm halkın önünde gerçekleşir. Toplum kendi suçlarını/kabahatlerini yargılayıp karara varıp. Kendisini temizler.Cemler Osmanlı egemenliğini reddediş kurumlarıdır. İnançsal niteliklerinin yanısıra hatta onlardan da önde gelen niteliği cemlerin birer toplumsal muhalefet odağı, zamanının muhalefet meclisi oluşlarıdır.Baskıya zorbalığa karşı bir savunma, bir direnme odağı olarak da işlev görmüş olmalıdırlar. Alevi öğretisi ve onun ayrılmaz bir parçsı olan cemler yalnızca inanç alanında kalsa osmanlı otoritesine yönelik (yargısına, idaresine giderek ideolojöisi olan şeriata karşı, bir karşı ideoloji üreten kurum özelliği göstermese) herhangi bir tehdit oluşturmasa içine kapalı bir mistik tavır olsa hanedanı herhalde hiç de rahatsız etmez tersine kayıtsız şartsız onay mekanları olarak bir de tasvip görebilirdi.Demek ki inançtan öte belki de onunla birlikte maddi yapıyı zorlayan ve rahatsız eden bir kurum olma özelliği gösteriyor cemler.Alevi hukukuna girebilmek için cemlerin bu özelliklerine kısaca değinmek zorunludur.

MALIM İLE CANIM İLE BU YOLDAYIM:MALIM KURBAN, CANIM TERCÜMAN


Alevi toplumsallığı ikrar yani söz üzerine kurulur. Her bir alevi can ancak ikrarı ile toplumun bir parçası olur. Alevi hukukunun yaptırımları da canın topluma verdiği ikrardan gücünü alır. Yola giren cana yolun emir ve yasakları, toplumsal kurallar bütün incelikleri ile ifade edilir, anlatılır. Yolun zorluğu dile getirilir. Can bunları bilerek isteyerek yola katılma iradesini tüm canların önünde beyan eder. Bu irade açıklamasıyla birlikte alevi hukukunun yaptırımlarının da kendi şahsında işlemesine olur vermiş olur. Alevi hukuku bağlayıcılığını ikrardan alır.

VARLIğIMIZA BİRLİĞİMİZE DİRLİĞİMİZE


İkrar tam anlamı ile varolmak için verilmiş bir sözdür. Burada kuşkuya, hileye, güvensizliğe, ikiyüzlülğe, riaya, kötülüğe, toplumu ve bireyi incitecek hiçbir söz ve davranışa yer olmaması gerekir. Toplum ancak kendi içinde bir bütün olarak varlığını koruyabilir, diri olarak varlığını sürdürebilir. Varlık için birliğe ihiyaç vardır. Dirlik için birliğe ihtiyaç vardır. Alevilikte birçok gülbeng birliği ve dirliği kutsayan sözlerle başlar. "Varlığımıza, birliğimize, dirliğimize merhaba !..." gibi. "Bir olalım, iriolalım, diri olalım !..." gibi. "Nerede birlik orada dirlik !..." gibi. Tüm canlar içinde yaşadıkları ve bir parçası oldukları Alevi toplumunun varlığını, birliğini, dirliğini tehlikeye sokacak, zaafa uğratacak sözlerden, hal ve hareketlerden kaçınacaklardır.Bu anlamı ile her Alevi canın topluma verdiği ikrar somut bir anlam ve değer kazanır. İkrar toplumsal hayatın varlığını sürdürmeye yönelik bir sözverim, bir irade paylaşımıdır. İkrarın amacı ve işlevi elle tutulacak kadar somuttur.

ALEVİ HUKUKUNUN BAĞLAYICILIğI


Alevlikte belli bir yaşa gelen her canın ikrar vererek yola girmesi toplumsal bir zorulluluktur. Can yola girerek "olgun", toplumda söz sahibi bir insan kimliğine kavuşmuş olur. Artık O can topluma karşı hak ve yükümlülüklerle donanmış olur. Toplumsal yükümlülükler Alevi hukukunun bir başka adı olarak nitelenebilir. Her Alevi can aklının ermeye başlamasıyla yapacağı ve yapmayacağı davranışları öğrenir ve ona göre hareket eder. Fakat hukuksal anlamda sorumluluk ikrar verme yani yola girme ile başlar. Alevi toplumunda her türlü gündelik davranış Alevi hukukunun konusunu oluşturur. İnanç, ahlak ve hukuk kuralları diye bir ayrım sözkonusu değildir. Yapılması ve kaçınılması gereken her davranış bir hukuk kuralıdır. İkrar vererek yola girmekle birlikte topluluk o candan davranışlarının bilincinde olan bir olgun insan olarak toplumsal yaşantıyı zora sokacak her türlü davranıştan kaçınmasını isteme hakkına sahip olur. Yine o candan toplumsal yaşantıyı kolaylaştıracak davranışlarda bulunmayı isteme hakkını da elde etmiş olur. Yani ikrar veren can salt olumsuz davranışlardan kaçınmakla yetinmeyecek topluma ve diğer canlara karşı yardımlaşma, paylaşma gibi olumlu davranışlar içinde de bulunacaktır.

HUKUKSAL SÜREÇLERİN İŞLEMESİ


Belli bir yaşa gelen, olgunluğa eriştiği düşünülen her alevi can ikrar vererek yola girer. Zaten aklının ermeye başlamasıyla birlikte aleviliğin toplumsal kurallarını, inceliklerini ana dilini öğrenir gibi kendiliğinden başta muhabbet cemlerinde olmak üzere pratik içinde öğrenmiştir. Aleviliğin mektebi medresesi yoktur. Onun okulu, eğitim alanı hayatın kendisidir. Ancak her alevi canın ayrıca cemde ikar vermesi, dara durması, pir divanında görülmesi ve böylece olgunluğunu tüm cem erenlerinin tanıklığında kanıtlaması gerekir. Görülme, ikrar verme bir bakıma olgunluk sınavıdır. İyiyi kötüden ayırt edebilme yeteneğinin varlığının saptanmasıdır. Bu anlamıyla kişinin yaptıklarının hesabını verebileceğinin, yani bir hukuk öznesi olduğunun tesbitidir.


Alevilikte ikar verme/ görürme ya da müsahip edinme şi çok özel ve ayrıntılı bir törenle gerçekleşir. İkrar verme aleviler için kutsal bir toplantı niteliği de taşıyan cem'de olur. Cem toplanır ve yola girecek canlar için tüm canların ortaklaşa oluru alınır. Cemde dedenin ve tüm cem erenlerinin önünde ikrar verecek/görülecek olan kişiler "dar"a dururlar. Yola girecek olan kişilerin boğazına bir bağlanarak rehber tarafından meydana getirilir. Rehber bu sırda "hü tarikat erenleri; şeriattan tarikata, tarikattan marifete, marifetten sırrı hakikate bir çift koç/kuzu kurban getiriyorum. Yolumuza, erkanımıza, tarikatımıza dahil olmasını kabul eder misiniz?" Rehberin sözlerini dede ceme iletir. Dede cemde bulunan canlardan sorar:"Ayini cem kardeşleri! Bunlar hak huzuruna, pir divanına geliyorlar. Yolumuza girmeye haves etmişler. Buyruğunun, erkanının, tarikatının hepisinin yükümlülüklerini yüklenmeyi temin ediyorlar. Buyurun bu canları kabul eder misiniz" diyerek dara durup yola girmek isteyen canlar hakkında tüm cem erenlerinin yargısına, düşüncesine başvurulur.Cem erenlerinin bir itirazları yoksa gelenlere hep beraber yanıt verirler:"Bizim huyumuzla huylanır, yolumuzla yollanırlarsa biz onları kardeş kabul ederiz."Cemde bulunanların ortak olurunu alan dede karşısında darda bulunan canlara Alevi yolunun inceliklerini, zorluklarını, yapmaları ve yapmamaları gerekenleri bir bir anlatır. Bu bir bakıma onlara alevi hukukunun, hak ve sorumluluklarının bir kez daha hatırlatılmasıdır.Dede yola girecek olan canlara hitaben:"Geldiğiniz hak kapısı. Durduğunuz Mansur darı. Döktüğün varsa doldur. Ağlattığın varsa güldür. Yıktığın varsa kaldır. Gelme gelme! Dönme Dönme! Gelenin malı, dönenin başı bu yolda! Gördüğünü ört, görmediğini söyleme. Sen sana sahip ol, seni senden aldık sana verdik. Elinizle koymadığınızı almayın, gördüğünüzü görmeyin, bildiğinizi bilmeyin. Şimdi ey canlar bilmiş olasınız ki, hak ceminde ayrılık, gayrılık, senlik, benlik yoktur. Siz hep ana, baba, kardeşsiniz. Bu hak yolu kıldan ince kılıçtan keskincedir. Kul kusursuz olmaz, suçları hak bağışlaya, esirgeye. Lakin bu yola girecekler, haram yemeyecek, yalan söylemeyecek, zina etmeyeceklerdir. Komşu hakkı tanrı hakkıdır, komşu hakkına dokunulmaz. Gönül kırılmaz. Emanete hıyanet edilmez. Hazreti Pir buyurmuş ki; eline, beline, diline sahip ol. Eline, diline, beline, özüne, gözüne, sözüne sahip olmasını, sır saklamasını bilin. Şimdi elinizle şer işlemeyin, elinizle komadığınız bir şeyi kaldırmayın. Dilinizle verdiğiniz sözü, ikrarı geri almayın. Yalan, gıybet, iftira, bühtan etmeyi. Belinizi saklayın, başkasının donuna girmeyin, zina etmeyin. Zina yapan adam yüzbin kez yıkansa temiz olmaz. Aşınıza, eşinize, işinize sahip olun. Herkesi bir müsahip ve ahiret kardeşi tutun. Bu yol uzun bir yoldur gidemezsin. Demirden çarıktır giyemezsin. Demirden leblebidir yiyemezsin. Ateşten gömlektir giyemezsin! Geldin gördün. Gelme gelme, dönme dönme. İkrarını bozarsan ikrarın boynuna kement olsun mu? İkrarınızdan dönmeyeceğinize dağlar, taşlar, ağaçlar şahit olsun mu?Ay gün şahit olsun mu? Gece ve gündüz şahit olsun mu? Ayin-i cem erenleri şahit olsun mu?" diye sorar. Canların niyaz ederek "olsun" demesi üzerine dede "Alnınız açık, yüzünüz ağola. Hayırlı kısmet, hayırlı devlet. Nasibiniz bol ola. Gerçeğe hü!" dedikten sonra cemde bulunan canlara dönerek "erenler cemine yeni canlar girdi. Bunlar sizin kardeşleriniz oldu, onları candan saklayın" diyerek tamamlar.


İkrar verme töreni ile birlikte ikrar veren canlar toplumun eşit ve olgun bir bireyi haline gelirler. Kendi bireyselliklerinden çıkıp kendilerini topluma katarlar. Bu sözverim, bu irade ortaklığına katılım o kişiye karşı uygulanacak her türlü yaptırımın da temelini, gerekçesini sğlayacaktır.İkar verme bir anlamda "Toplumsal sözleşme"ye katılmadır.


Alevilikte yargılama süreçleri dar meydanında gerçekleşir. Dar-ı Mansur olarak da adlandırılır. Dar meydanı Alevi canın kendisin tümüyle topluma teslim ettiği yerdir. Dara çekme/dara çekilme/dara durma bu teslim ve karar anını ifade eder. İşte ikrar vererek yola girmek isteyen canların dara durmaları ve tüm canların onlar hakkında rızalığını/olurlarını almaları bu sürecin başlangıcıdır. Ayrıca her yıl her alevi can görülerek-sorularak/baş okutarak dar meydanına çıkıp tüm toplumun önünde bir yıllık davranışlarının hesabını veir. Bu durumda da o can yine tüm diğer canların kendisi hakkında rızalığını alma yoluna gider.Hakkında herhangi bir şikayet olan her can da sözkonusu şikayet konusunda dara çekilir.Cemlerde şç hizmeti yürüten hizmet sahipleri de daha hizmete başlarken dara dururlar ve hizmetlerine öyle başlarlar.

SUÇUN UNSURLARI


Alevi hukukunda toplumun "varlığını, birliğini, dirliğini" tehlikeye/zora sokacak, zaafa uğratacak, rencide edecek, incitecek her türlü fiil suç olarak nitelenmiştir. Suç kavramını ceza hukukunun anladığı anlamda almak doğru olmaz. Burada suç ile kasdedilen doğru/uygun/yerinde olmayan fiildir. Dolayısıyla özel hukuk/kamu hukuku türünden bir ayrım sözkonusu değildir.Yani uygunsuz davranışlar bireye ve topluma karşı işlenmiş diye ayrılmaz. Her türlü uygunsuz fiilin tüm toplumun menfaatine yöneldiği düşünülür. Yani bir canın bir başka cana zarar verilmesi halinde zarar gören canın zararı giderilmekle birlikte fail tüm diğer canların da razılığını almak zorundadır.

CEZADA SUÇUN PASİF, SUJESİNİN AĞIRLAŞTIRICI NEDEN OLMASI


Uygunsuz davranışı/suçu kimin işlediği ve kime karşı işlendiği de uygulanacak yaptırımlar açısından önem taşımaktadır. Alevilikte suçun kime yönelik olarak işlendiğinin de ayrı bir önemi vardır. Şöyle ki bir suç hem alevi olan bir insana hem de alevi olmayan bir insana karşı işlenilebilinir. Bu durumda suç işleyen kişiye verilecek olan ceza sözkonusu suçun pasif sujesinin kimliğine göre değişir.Yolda olmayan düşkün meydanında yargılanamaz. Fakat yol mensubu yolda olmayana karşı bir suç işlemişse o cem meydanında görülür. Suçun pasif sujesi alevi olmayan bir kimse olursa verilecek ceza daha da ağırlaştırılır. Yani pasif sujenin alevi olmaması bir ağırlaştırıcı nedendir. Alevi bir kimseye karşı suç işlenilmesi durumunda Ç tarik, alevi olmayan bir kimseye karşı suç işlenildiğinde çş tarik ceza uygulanır. Yani ceza üç kat arttırılır.


Bu yaklaşımın nedenini anlamak zor değildir. Çünkü bir yabancıya karşı suç işlenilmesi durumunda toplum dış br tehlikeyle yüzyüze gelmektedir. Varlık ve birlik için dış tehlike yaratmak öyle kolay mazur görülebilecek bir davranış değildir ve dolayısıyla daha ağır yaptırıma tabi tutulur.


Uygunsuz davranışta bulunanın ya da suç işleyenin kimliği de ağırlaştırıcı bir neden olarak değerlendirilir. Bu daha çok topluma önderlik eden kişilerin sözgelimi dedenin/mürşidin/pirin bir uygunsuz davranışı sözkonusu olduğunda gündeme gelir. Buyruk'ta bu konu özel bir bölümde ele alınmıştır: "Pirin çerağ gibi doğru durması, fitil gibi yanması, yağ gibi erimesi, nur gibi ışık vermesi gerekir.


Pirin günahı olmaz gibi bir düşünce olamaz. Talibin işlediğ bir günah sayılır. Ama pir ve rehberin işlediği bir günah beş günah yazılır. Çünkü pir ocakzadedir. O, tanrının sevğili dostlarının soyundan gelir. O, talibe doğru yolu göstermekle yükümlüdür. Onun talibe iyi örnek olması gerekir. Sürekli kendisini eğitmesi gerekir.


Bir pirin karısından ayrılması, başka kadına kuşak çözmesi yada livta yapması büyük günahtır. Bunu yapan pirin derdine derman olmaz. O, yol düşkünüdür. Böyle bir pirin yüzüne bakılmaz, ocaın gidilmez. Ve hiç bir şekilde ocağın eşiğinden içeri sokulmaz, konuk edilmez. Onun ayğını bastığı toprakta kırk yıl bet bereket olmaz. Böyle br pirin yanına varılmaz. Uçsa bile 'cadıdır' denir ve inanılmaz."